İçeriğe geç

Göç Zamanı

Eski Halfeti’de yaşayan halkın yaklaşık % 80’inin bahçesi vardı. Bahçelerin büyüklüğü 2 ile 10 dönüm arasında değişirdi. Bahçeler, Başbostan’dan Çekem’e kadar Fırat sahili boyunca uzanırdı. Bahçelerin büyüklükleri  “def” olarak ifade edilir ( 1 def, 2 def gibi ). Def, bir çeşit arazi ölçüsü birimiydi.

Başbostan bahçeleri Halfeti’nin kuzeyinde bulunur, üst kısmından Savaşan ( Bilesur ) Köyü yolu geçerdi. Aşağı Doğru bahçeleri ise Halfeti’nin güneyinde bulunur ve üst tarafından Çekem ( Keferkâp ) yolu geçer. Çekem, önceleri köy statüsünde iken 1960’lı yılların sonunda Halfeti’nin merkez mahallesi oldu. İşte kuzey ve güneye giden bu iki yolla Fırat Nehri arasında yaklaşık 8-10 km uzunluğunda bir şerit halinde bahçeler uzanırdı.

Başbostan Mahallesi ile Halfeti merkeze yakın bahçe sahipleri sürekli olarak, yaz-kış bahçelerde yaşarlar. Bahçelerin içine yaptıkları kalıcı konutlarda ikâmet ederlerdi. Aşağı Doğru ve Çekem’deki bahçelerde ise yaz mevsimi boyunca oturulurdu. Kışı merkezde, kalıcı konutlarda geçirenler, her yıl Nisan ayının sonlarına doğru bahçelere, Ekim ayı sonlarına doğru da tekrar merkeze göçerler. Yani yaklaşık 6 ay boyunca bahçelerde kalınırdı. Yaz mevsiminde bu göç nedeniyle Halfeti’nin merkez nüfusu oldukça azalırdı. Bahçelerden merkeze alışveriş, okul vb. için gelenler, bahçenin uzaklığına göre yarım saate yakın süre yaya yürümek zorunda kalırlardı. Eskiden ulaşım araçları az olduğu için sebze, meyve ve yük taşımak için çoğu zaman eşekler kullanılırdı. Bu nedenle çoğu bahçe sahibinin bir de eşeği bulunurdu.

Bahçelerde tek tip üretim yapılmazdı. Genelde meyve ağırlıklı tarım yapılırdı. Yöreye özgü meşhur can eriği ve şekerpare dâhil kaysı çeşitleri, üzüm, incir, nar, zeytin, ceviz, dut, şeftali en ünlü meyvelerdir. Ayrıca Başbostan bahçelerinde fazladan portakal, mandalina, muz, hurma, greyfurt, limon ve kebat gibi narenciye ürünleri de yetiştirilirdi. Kebat, greyfurttan biraz daha iri, yüzeyi pürüzlü, olgunlaştığında sarı renklidir. Kabuklarından çok nefis reçel yapılır. Halfeti’ye özgüdür. Başka yerde yetişmez. Bahçelerde ayrıca biber, patlıcan, domates, fasulye, mısır, kabak, pancar, turp, marul gibi sebzeler de yetiştirilirdi. Ayrıca Temmuz – Ekim ayları arasında, yazın Fırat sularının çekilmesiyle oluşan kum ve çakıllarla kaplı sahilde kabye ekimi yapılarak karpuz, kavun üretimi yapılırdı. Bazı aileler de bahçelerinde koyun, kuzu, sığır gibi hayvanlar beslerlerdi. Yani bahçede oturan insanlar beslenmeyle ilgili tüm ihtiyaçlarını kendi emekleriyle üretirlerdi. Dışa kapalı ve az gelişmiş bir ekonomiye sahip olması nedeniyle üretimde tarım makineleri, zirai ilaç, suni gübre ve hazır hibrit tohumlar kesinlikle kullanılmazdı. Bu ürünlerin bir kısmı taze olarak tüketilir, bir kısmı Halfeti ve yakın illerde pazarlanır, kalan kısmı da damlarda kurutularak kışın tüketilirdi. Sonbaharda ağaçlar budanır, kuruyanlar kesilir, kışlık yakacak olarak değerlendirilirdi. Bu kadar geniş yelpazeli ve zahmetli üretim nedeniyle insanlar en az 8 ay boyunca durmadan arı gibi çalışırlar.

Halfeti’den bahçeye ve bahçeden Halfeti’ye göçlerde, eşyalar genellikle eşek sırtında taşınırdı. Bahçeye göçünce ilk iş, çardak kurmaktı. Çardak, yaz boyunca geceleri üzerinde yatmak için kurulurdu. Ailenin büyüklüğüne göre yaklaşık 3 x 6 m boyutlarında olurdu. 3 m kadar boyda 4 veya 6 adet ağaçtan çatal dikme, yere çukur kazılarak dikilir ve sağlamlaştırılır. Üzerine yeteri kadar sırık dizilir, onun üstüne ince ve düzgün çırpılar, en üste de taze kesilmiş yeşil yapraklı küçük dallar yerleştirilir. Çardağın kenarları 1 m kadar yükseltilerek çocukların düşmeleri önlenir. En sonunda sırıklarla yapılan ve “sülüm” denen seyyar bir merdiven dayanarak çardağa çıkış ve inişler sağlanır. Yaz boyunca gökteki yıldızları seyrederek, rüzgârdan sallanan ağaç dallarının hışırtılarını dinleyerek, boğucu yaz sıcağından kurtulup serin bir ortamda yatmanın tadına doyum olmaz. Çardak, özellikle çocuklar için bulunmaz bir eğlence aracıdır. Çardakta genellikle kadınlar, çocuklar ve yatılı misafirler kalırlar. Ebeveynler, “ taht” denen, yerden 1 m kadar yüksek ve kenarları korunaklı, tahtadan yapılmış kare şeklindeki divanlarda yatarlar.

Eylül ayının sonlarına doğru ara sıra güz yağmurları yağmaya başlar. Çardakta yatarken yağmurun o ilk damlalarının serinliği ayrı bir haz verir. Eğer yağmur fazla sürmezse yorganın altına girerek o anı geçiştiririz. Eğer devam edecek gibiyse aceleyle toparlanır, yataklarımızı alarak bahçe evinin “ eyvan “ denen önü açık, üstü kapalı bölümüne gider, orda yatmaya devam ederdik. Bu da ayrı bir neşe kaynağıydı.

Ekim ayı ortalarında havalar yavaş yavaş soğumaya, yağmurlar artmaya başlar. O zaman çardak olayı biter. Eyvanda veya bahçe evinin kapalı olan odasında yatılır. Bahçesinde ev olmayan komşular da yağmurlu günlerde eyvana gelip korunurlar. Ocağa kuru dallar atılarak yakılır. Ateşin çevresinde sohbet edilerek, çay içilerek, bahçeden taze toplanmış meyveler yenerek zaman geçirilir. Bu arada kadınlar da geceleri toplanarak kendi aralarında şehriye döküp kurutur ve kışa hazırlık yaparlar.

Ekim ayının sonlarına doğru göç hazırlıkları başlar. Eşyalar yine eşekle Halfeti’deki daimi konuta taşınır. Akşam üzeri son eşyalar da eşeğe yüklenir. Bahçede kalacak eşyalar, araç-gereçler toplanarak bahçe evinin odasına konup kilitlenir. Yaz boyunca beslenen 1 – 2 koyun-kuzu ve tavuklar toparlanıp bağlanır. Bu tavuklardan biri adak niyetiyle, evde yenmek üzere oracıkta kesilir ve eşyalarla birlikte yola koyularak Halfeti’deki eve gelinir. Böylece o yılın bahçe sezonu sona ermiş ve göç olayı tamamlanmış olur.

Aslında göçle birlikte bahçe işleri bitmez. Henüz ağaçta olan meyvelerin toplanması, ağaç budamı ve dikimi, çapa ve belleme, zeytin toplama, tohum ekme gibi işler nedeniyle kış mevsiminde de sık aralıklarla bahçeye gidip gelmeye devam edilir.

Tarih:Gelenek GörenekGenel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir